• BIST 89.371
  • Altın 146,677
  • Dolar 3,6426
  • Euro 3,9175
  • Ankara : 17 °C
  • İstanbul : 18 °C
  • İzmir : 20 °C
  • Antalya : 19 °C
  • Erzurum : 9 °C

Bugün günlerden Üstad...

1904 yılının ilkbahar sonları… 26 Mayıs… Çemberlitaş tarafında bir konağın ahırından tek atlı bir araba çıkartılıyor.
Bugün günlerden Üstad...

Ona  17-18 yaşlarında bir delikanlı atlıyor ve kamçısını şaklatarak dört nala sürmeye başlıyor. Bu delikanlı, benim; adı "Deli Fazıl" a çıkarılmış babamdır ve Sarıyer'e , Büyükbabam'a bir müjde götürmektedir.

-Baba, bir erkek çocuğum dünyaya geldi! Torunun!..

*

Büyükbabam ileri yaşına rağmen konağın merdivenlerinden seke seke üçüncü kata çıkıyor, loğusa odasına dalıyor ve hâlâ orada bekleyen doktora soruyor:

-Nerede çocuk?

-Şurada efendim, annesinin sağ yanında .. Üstü örtülü

-Çocuğun böyle zaif doğmasında bir tehlike var mı doktor?

-Bilinemez… Çok dikkat ve itina ister .

Büyükbabam, üstümdeki tülü çekip yüzümü açıyor ve dudaklarını kıpırdatıyor:

"-Allah, koruyucuların en hayırlısı ve acıyıcıların en merhametlisi …"

Adım Ahmed Necip, büyükbabamın babasının ismi ..  Ne aldımsa annemden, seksenini hayli aşgın olarak ölen, hayatı boyunca masum ve mazlum bu kadından aldığıma inanıyorum . Baba kolları ikinci plânda ..

İlk hatıram, sedef kakmalı bir beşikte kustuğum ve beni beşikten alarak ağzımı ve üstümü sildikleri .. Henüz dili çözülmemiş bir zamanıma ait bu hadiseyi, kelimeleri öğrendikten sonra hatırlayabilmem için, o hadiseden bana kelime üstü sâf bir mâna sızması gerekir .

Büyükbabam, her ayın başında, ayağına getirilen tekaüdiyesi, mutemedin elinden benim tarafından kapılıp koşarak kendisine sunulunca, torbayı açar, içinden pırıl pırıl bir altın çıkarır ve bana uzatır. Öbür torunlara 1 lira çeyreğinden başka bir şey yok.

Büyükbabam … Mevcut olmayan adalet tarihimizde şanlı bir isme malik olması gereken adam … Abdülhamit'e karşı yapılan Yıldız Camii suikastinin muhakemesini reis sıfatiyle idare etmiş hak insanı .. Hak adına, gerekirse Padişah'a bile karşı koyduğuna, ve Padişah'tan göz yaşartıcı bir adalet mukabelesine nail olduğuna dair ulvî vakıâ bana, o zaman yüce divanın savcısı meşhur Necmeddin Molla tarafından bizzat anlatılmıştır.

*

Ne oldumsa Bahriye Mektebinde oldum. "Mekteb-i Fünun-u Bahriye-i Şahane" . Bu mektepte büluğa erdim; düşünmeye ve kişiliğimin ana dokusunu bu mektepte örgüleştirmeye başladım. İlk metafizik arayıcılıklarım orada başladı. Madde ötesi düşünce ve bedahetler ilerisi eşyayı kurcalama, altında ne var diye tırmıklama gayreti …

*

Herkes yatağında, örtüler çeneye kadar çekilmiş ve sus-pus .. Nöbetçi zabiti geliyor..  Annemi düşünüyorum …

*

Tasavvufla ilk temasım Edebiyat hocam İbrahim Aşkî Beyin yol göstermesiyle başlar.

Mektepte ismim, şair aşağı, şair yukarı. Bir de "Nihal" isimli tek nüshalık bir dergi çıkarıyorum.

Bizden iki sınıf ileride olan  Nazım Hikmet'de aynı şekilde tek nüsha, el yazması bir derginin başında, bize rakip …

O zamanki kafasiyle, " Ben de müridinim işte Mevlana!" gibilerinden şiirler yazıyor. "Beni Stalin yarattı!" diyeceği günlere henüz 30-35 yıl uzakta..

Türk muharrirlerinden hiçbiri beni sarmıyor. Romanımız Batıya nispetle "Darülaceze"lik, şiirimiz ise, Ziya Gökalp dürtüşiyle sade dile dümen tutmuş olsa da muhtevası bir posa..

Ahmed Haşim ve Yahya Kemal muallakta birer kandil, Tevfik Fikret ukala bir avukat, Abdülhak Hamid dahi rolünde zoraki bir haşmet ..

Son sınıf talebesiyken, mektepten gına getirmiş durumdayım ve Darülfünun'a girmek düşüncesindeyim.

Son sınıf imtihanlarını kazanıp, mektebi bitirmişken tahsil müddetine 1 sene daha ilave ettiler. Ben de ilave sınıf imtihanlarında üzerine "Bilmiyorum!" yazarak kağıdımı boş teslim ettim. Kaydımı sildiler.

Hayatımın en nazik 5 senesini Bahriye Mektebinde geçirdikten sonra birdenbire kendimi işgal altındaki İstanbul sokaklarında buldum. Artık ne konak, ne yalı .. Babam Kadıköy'de hakim ve yeniden evlenmiş. Bana baba tarafım kapalı, yalnız anne tarafım açık ..

Dayım, her ay başı 80 lirayı masaya döküp, sağın solun borcuna pay ederken, bana da "para kazanmaya bak! Şairlikte, mairlikte iş yoktur!" derdi. Bir seferinde; " şu 40 lirayı al da benim terzime götür! Sana İngiliz kumaşından bir elbise diksin . Şu 3 lirayı da cebine at, bir çift iskarpin satın al!" dedi. Göz yaşlarımı tutamadım. Mektepten çıktım çıkalı, annemin daralttığı veya genişletiği eski püsküler içindeydim. Annem de benimle beraber ağladı …

*

Tutmamış bir piyes kadar müşterisiz Darülfünun'a girdim ..

Cumhuriyet …

Babıâli …

Ahmed Haşim'in şiir, Yakup Kadri'nin nesir, Ahmed Refik'in tarih, Ömer Seyfeddin'in hikaye, Halide Edip'in roman, Namık İsmail'in sanat ve bazı profesörlerin ilim dallarında meyvelerini sarkıttığı bir ağaçta, önceden hiçbir tırmanış gayreti göstermeksizin tecelli ediverişim, birdenbire gözlerimi üstüme çevirtti ve bana sanat, edebiyat ve fikir mahfeleri, idarehane, kahvehane, kütüphaneleri açıldı.

Cumhuriyet'in ilanından bir yıl sonra Maarif Vekaleti'nin açmış olduğu bir imtihanı dereceyle kazanıp Paris'e gönderiliyorum.

Aylarca şehrin gündüzünden habersiz bir gece yaşayışı.. Oteldeki odamın aynası karşısında, yanaklarımı tırnaklayarak döktüğüm gözyaşları.. Istırap, ıstırap ….

Avrupa talebeliği imtihanındaki başarım yüzünden sömestrelerini ikmal etmiş olduğum resmen kabul edilen Üniversiteye bir daha uğramadım. Devlet kapısından irkildiğim için bir ecnebi bankasına girdim; mahut konağın ben Paris'teyken ölen cici annemden kalan  hissesini 10 kuruş yerine 1 kuruşa sattım, yedim. Heybeliada'da hasta döşeğinde beni gözleyen sevgili anneme koşacak bağlılık duygusunu bile kendimde bulamadım ve hep o şeytan kabuğunun içinde, nefessiz ve huzursuz, sürünmekte devam ettim.

Bankalar ..

1934 senesinde vapurda karşılaştığım esrar küpü adam, bana, Ağacamii işaret edene kadar ruh çalkantıları..

Ağacamii'ne gidip, ahengi anlaşılamayan peçeli sesi duyup, daima baktığı şeylerin ilerisindeki , ötesindeki bir görünmeze bakan gözleri görünce eteklerine sarıldım …

1938 yılında bir gün, bankanın Ankara'nın umumi müdürlük binasındaki odamda aşağı yukarı dolaşırken şöyle demiştim kendime; "Ne olacak senin halin böyle? Efendi Hazretleri gibi bir kurtarıcıya kavuşturdu seni Allah .. Çık bu hesap makinesinin içinden … Bâtında olamazken hiç olmazsa zâhirde bir şey olmaya çalış! Davanın, cemiyet planına bağlı sözcüsü, fikircisi ve aksiyoncusu …"

İstifamdan bir yıl evvel benden bir "Milli Marş" istenmişti. Akif'in "istiklal Marşı" beğenilmiyor, bunun yerine bir Milli Marş isteniyordu. Hatta Ulus Gazetesi bu maksatla müsabaka açmıştı. Baş alakalısına; " yazsa yazsa Necip Fazıl yazabilir, ama bir garip adamdır, yazmaz!" demişler. Ve bana teklif edilmişti. Ben de; "Akif'in ruhuna ve eserine hürmetim var .. Fakat için de hiçbir has isim geçmemek ve kendi anlayışıma göre yazmak şartiyle, milletimden aldığım heyecanı böyle bir marş içinde billurlaştırmak isterim. Razı mısınız? Öyleyse durdurun müsabakayı!

"Pek güzel" diyerek müsabakayı durdurmuşlardı. Bu vesileyle "Büyük Doğu Marşı" meydana geldi. Devlet reisinin hastalanıp ölmesi sebebiyle marş kendisine gösterilememiş ve manzume de bana kalmıştı ve "Büyük Doğu" ismini doğurmuştu.

 Nihayet yoluma, otuzyedi yıldır çile ortağım Neslihan çıktı. Bana nur topu gibi beş çocuk hediye den sevgili zevcem.. Sırasiyle; Mehmet, Ömer, Ayşe, Osman, Zeynep … Dış yüzün dış yüzünde başlayan münasebet en kısa zamanda köklere kadar indi. Kendisini aldım, Eyüb'e götürdüm. Evin önünden geçirdim ve biraz ilerideki (piyer loti) kahvehanesinde oturttum:

-Bekle biraz dedim, kendilerine haber vereyim. İzinsiz çıkaramam huzurlarına .. Kızcağız, derin bir tevekkül içinde, oturdu, nasibini bekledi. Huzurlarındayım:

-Efendim; bir kızla tanıştım, ismi Neslihan.. Bildiğiniz modern kızlardan; Bâbanzâdelerden .. Buraya kadar da getirdim. Şu anda ilerideki kahvehanede oturuyor. Takdir buyurursunuz ki, zamane kızlarına güven zor .. Şüpheliyim, ne emredersiniz?

Bir anda şimşek gibi bir hareketle sordular:

"-Üzerinde ne var?.."

-Yeşil bir manto efendim!

Yine bir anda, şimşek gibi bir hız içinde, âni bir dalış ve uyanış:

"-Sen ondan değil, kendinden şüphe et!"

Suratımda şaklayan tekdir tokatının zevkiyle, Neslihan'ın bu kadar güzel kabul edilişindeki zevk, içimde birbirine karışmış, koştum, zevcemi aldım, evlerine getirdim.

Akit temellendirildikten ve iş belediye dairesindeki tescile kaldıktan sonra, birdenbire Efendi Hazretleri evden çıktılar ve yanımıza gelmeden bahçe kapısına doğru yürümeğe başladılar. Arkalarından ilerledik ve ellerinden öptük. İleride vasıtamla Neslihan'a gönderecekleri mektuplarda kendisine "kızım" diye hitap edecekler ve benden "damadım" diye bahis buyuracaklardır. O hitabın bir sır sakladığını, vefatlarından hayli sonra ve yakınlarından Muhib'in dikkatiyle keşfettik.

Sene 1943 .. Efendi Hazretlerini her görüşümde insan, ondan her ayrılışımda hayvanım… yalnız ağzı ve kalbiyle birtakım doğruları geveleyen, fakat teniyle çöplükte yaşayan bir hayvan .. Tam da filozofun dediği gibi, metafizik hayvan .. Büyük doğu'yu hazırlıyorum.. Birinci oğlum Mehmet doğdu.. Babıali, ev, ilk çocuk, afiş, kağıt. Efendimi göremiyorum.

Büyük Doğu çıktı. Eyüp'te bir kurban kesmek efendimin elini öpmek istiyorum. Bir otomobile atlayıp Eyüp'e gittim.

-Hiç gitme yukarıya!

-Neden?

-Efendi'yi götürdüler!

-Kimler?

-Polisler!

-Ne diyorsun? Neredeler şimdi?

-Herhalde birinci şubede ..

Fazla konuşamadım, doğru polis müdürlüğüne ..  Haklarında Vekiller Heyeti kararı var.. Tebliğ ediliyor. İzmir'e gönderilecekler. Birkaç ay sonrasında serbestler. Hastadırlar .. Ankara'da biraderlerinin oğlu Faruk Işık'ın evine iniyorlar. Ankara hiç sevmedikleri bir yerdir. Faruk Bey'in evinde ondokuzgün hasta yatıyorlar. Nihayet, 1943 yılının Kasım ayında, tam sabah namazı vakti son nefes .. Vefat anında zelzele …

Ya sen Necip Fazıl, bütün bunlar olurken, yeryüzündeki güneşin batarken, nerdesin?

*

O günden sonrası,

 

1943'te Erzurum'da askerken siyasi bir yazı sebebiyle bir gün mahkumiyet ..

1944 ilkbaharı, Büyük Doğu'da yayımlanan bir hadis meali yüzünden "Allah'a itaat etmeyene itaat edilmez." İlk defa kapatılması.. kısa bir zaman önce dönemin başvekili Şükrü Saraçoğlu tarafından gazeteye emir gelmişti;

"-Allah ve Ahlaktan bahsetmek yasaktır!"

1945Aralık'ını Ocak ayına bağlayan gece Ömer dünyaya geldi.

1945-46 , "Başımıza kulak istiyoruz!" diye kapağa kocaman bir kulak resmi koyduğumuz için Örfi İdarece kapatılış, derken maddi sıkıntılar, korkunç darlık, borç üstüne borç ve nihayet 1947 teşebbüsü ve yeniden zuhur.

1947 ..İlk hapsim; Türklüğe hakaretten.. Rıza Tevfik'in "Abdülhamit Han'ın ruhundan İstimdat" adlı şiiri sebebiyle … Beraat .. Tekrar kapanış.

Halk partisinin o devirde, o devrin parasiyle yüzbinler harcayıp aleyhimde tertiplediği mitingler ..

İlk kızım Ayşe dünyaya geldi.

1949 haftalık gazete şeklinde çıkış .. Büyük Doğu Cemiyeti ..

1947 beraatinin temyize bozduluşu ve yine hapis ..

Demokrat Parti devresi ve 1950 Ramazan Bayramında af kanuniyle kurtuluş ..

Osman dünyaya geldi.

Küçük boyda mecmua şekli … Yeni iktidarın meclis kürsüsüne kadar uzanan hakkımızdaki homurtuları .. Kimi ve neyi tuttuğu belli olmayan Demokrat Parti iktidarı içinde bir hizbin hazırladığı kumarhane baskını komplosu, bunun üzerine çıkan meşhur 54. Sayımız ve yine hapis .. Boynu bükük soluveren Büyük Doğu Cemiyeti..

1951'de sermaye sahibinin ihanetine uğrayan ilk günlük Büyük Doğu tecrübesi..

1952'de zamane başvekilinin yardım elini uzattığı kendi günlük Büyük Doğu'muz. Aynı yılın sonbaharında, zamane devlet reisinin baskısı ve başvekilinin boyun eğişiyle gelen "kapat" emri ..

Malatya hadisesi .. Yine hapis ..  Her taraftan tam bırakılış …

1953 sonunda beraat.

Küçük kızım Zeynep dünyaya geldi.

1954'teki mecmua şekli, tekrar mahkeme ve kapanış..

1956'da yine günlük gazete, tek santim ilan yok ve yine kapılarını kapat! Bu arada hep zamane Başvekilinin korunması için kaleme alınan yazılardan bir sürü mahkumiyet ve 1957-1958 tam 8 ay bilmem kaç gün süren kaçıncı mahkumiyet ..

1959'da büyük kıt'adaki rotatif baskılı, renkli Büyük Doğu; Bolu Dağlarında tutuş ve hapis ..

1960 … İhtilal …

Açık olamayan Büyük Doğu'ların kapatılma kararı …

Aynı sene, 6 Haziran'da gece yarısı evimden alındım ve 15.10 tarihine kadar yani, 4ay 4 gün gerekçesiz olarak hapis yatıp ve kötü muamele gördüm.

1960-1961 senesinde, Atatürke Neşir Yoliyle Hakaret ettiğim gerekçesiyle, İhtilalin çıkardığı Basın Affı'nda hiçbir suç istisna edilmediği için üzerinde hapis yükü kalmadığını düşünen ben, Balmumcu'dan ilk tahliye edilenler arasında salıverildiğim gün (15.10.1960), kapıda bekleyen mahkûmları taşımaya mahsus bir araç ile, karım ve çocuklarımın gözleri önünde alınarak Savcılığa götürüldüm. Atatürk'e hakaret isnad edilen bir yazıdan mahkûmiyeti Balmumcu'dayken kesinleştiği için ve 5816 sayılı kanun maddesi sadece onun aleyhine Af Kanunu'nun kapsamı dışında tutularak, Toptaşı cezaevine üçüncü defa girmesi temin olunmuştur.

18 Aralik 1961'de tahliye edildikten sonra önünde iki yol açildigini gördü; Ya her seyden büsbütün el etek çekmek, yahut her seye topyekün el uzatmak... Tercihi, demir hapishane kapilarindan daha önce de saliverildigi günlerden farkli degildi.

1963 Ilkbaharinda bir davet üzerine açilan 'konferans çigiri' üzerinde evvela Salihli, Izmir; bir müddet sonra Erzurum, Van; daha sonra Izmit, Bursa ve 1964 yilinin ilkbaharinda da Konya, Adana, Maras ve Tarsus'ta konferanslar verdim.

1964'te Büyük Dogu'nun 11'inci devresini açtim. Adnan Menderesin hatirasi için kaleme aldigim ve derginin 1'inci sayisinda nesrettigim 'Zeybegin Ölümü' siirinden dolayi takibata ugradim.

1965'te 'b.d. Fikir Kulübü... Mart ayindan baslayarak sirasiyle Adiyaman, Maras, Burdur, Gaziantep, Nizip, Kilis, Kayseri, Akhisar, Ankara, Kirikkale ve Eskisehir'de konferanslar serisini sürdürdük.

'b.d. Fikir Kulübü' adina Ankara Dil Tarih Cografya Fakültesi'nde verdigimiz bir konferans üzerine açilan dâvada, 'Din esasina bagli cemiyet kurmak' iddiasiyle yargilandi.

Büyük Dogu'larin 1965 ve 1967 devrelerinde birçok defa 'Hükümetin Manevi Sahsiyetini Tahkir' suçlamasiyle takibata ugradi. Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti ve Milli Birlik Komitesi dönemlerinin ardindan, Adalet Partisi devr-i iktidarinda da takip mevzuu olmaktan kurtulamadik.

27.12.1967 tarihli Büyük Dogu Dergisinde dönemin Basbakani'nin (Demirel) kayitli oldugu Mason kütügünün fotokopisini ilk defa olarak yayinlandı.

'Ideolocya Örgüsü' isimli eseri, 'Mümin/Kafir' diyaloglari ve siyasi içerikli yazilar sebebiyle devamli olarak suçlandik, sorgulandik, yargilandik.

1968'de 'Vahidüddin' adli eserim de Bugün gazetesinde tefrika edip ilk baskisini yaptığım kitabım takibata ugradi ve kitap toplatildi. Eserde suç unsuru bulunmadigina dair bilirkisi raporu dogrultusunda Mahkeme, beraat karari verdi.

Ileride, kararin Temyiz'e bozdurulmasi ve daha önceki kararin aksine mahkemenin bozma ilamina uymasiyle bu dâvadan da mahkûm olacak (28.11.1973) ve bir müddet sonra Af Kanunu çikacagi için karar infaz edilemeyecekti. Ancak 'Vahidüddin' eseri 2'nci baskisinda hiçbir takibata ugramayip 'zaman asimi'na girecegi halde, 1976'daki 3'üncü baskisindan sonra tekrar takibata ugrayacak ve en asiri fikir düsmanlarinin imzasini tasiyan bütün bilirkisi raporlarina ragmen hukuk anlayisi bakimindan tarihte esi az görülmüs bir mantik üzerine oturtulmus 25 sahifelik bir kararla 1.5 yil mahkûmiyetine sebep olacakti.

1969 yili içinde Erzincan, Antalya ve Alanya'da konferanslar verdi.

Çesitli tarihlerde muhtelif gazetelerde, basmakalelerine, fikralarina ve bazi eserlerinin tefrikasina devam etti; tam sahife Ramazan yazilari kaleme aldi.

Fas'tan, Saraya çok yakin çevreden evine kadar gelen, ömrünün kalan kismini bütün aile fertleriyle birlikte Fas'ta geçirmesi, yani bundan böyle Fas'ta yasamasi teklifini; gözlerini pencereden disariya, alakasiz bir noktaya dikerek, küçük, çok küçük göz tikleri içinde sabirla dinledi. Ilgisiz bir mevzu açarak cevap verdi.

1983 yılında Erenköy'ündeki evinde vefat etti.

Bahçemde Yusufçuk adlı kuş

Öter hep; Necipçik, Necipçik!

Bir iğne, kalbime sokulmuş,

Başımda küt diye bir dipçik.

Tabiat, gurbetten bir pusu;

Çırpınır, denizi arar su.

Haykırır, baykuşu, kumrusu:

Var yürü, garipçik, garipçik.

seymakisakureksonmezocak@gmail.com

Şeyma Kısakürek Sönmezocak - Haber7

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır!
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 - 2016 Polis Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim