• BIST 90.383
  • Altın 144,353
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara : 10 °C
  • İstanbul : 10 °C
  • İzmir : 14 °C
  • Antalya : 16 °C
  • Erzurum : 5 °C

Saldırı emirleri hangi merkezden?

Dün gece bugünkü yazımı tam bitirmiştim ki, Ankara'dan iki patlama haberi geldi.
Saldırı emirleri hangi merkezden?

Yazıyı değiştirip başka bir yazı kaleme zarureti ortaya çıktı...

İnternet medyasını geleneksel medyadan ayıran en büyük özellik de bu...

Her daim baskı yapan gazete gibi, olaylarla eş zamanlı olarak "ne oldu, olan biteni nasıl anlamayız?" sorusuna anında cevap arama imkanı oluyor.

 Dün gece Ankara'da AK Parti Genel Merkezi ile Adalet Bakanlığı'na eş zamanlı iki saldırı gerçekleşti.

Sözü uzatmadan hemen diyeceğimizi diyelim...

27 Ekim 2004 tarihinde bir F-4 savaş uçağı, Başbakan Erdoğan'ın Ankara Keçiören'de ikamet ettiği evin üzerinden bacasına değecek kadar alçak geçmiş, evin hemen yakınındaki Aksa Camii'nin minaresinin alemini kopararak 2 kişinin yaralanmasına neden olmuştu.

Başbakan Erdoğan o saatlerde evde, o gün yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısına hazırlanıyordu.

O gün devlet içine sızmış hangi odaklar Başbakan Erdoğan'a bir mesaj verme adına bu tehdit uçuşunu gerçekleştirmişlerse, dün akşam AK Parti Genel Merkezi'nin Genel Başkanlık makamının da bulunduğu 7. Kata roket atılması talimatını verenler de, aynı odaklardan farklı değil diye düşünüyoruz.

Konuyu sadece İmralı sürecine endekslemek büyük resmi görmeyi sınırlandırabilir. Kaldı ki şu an ki süreçte böyle bir saldırı İmralı'nın işine gelmez... Olsa olsa, yıllar yılı bu sorundan beslenen ve örgütü kullanan daha üst perdedeki aktörlerin işine gelir.

Nitekim gazeteci Cengiz Çandar, şu an yürütülmekte olan barış ve çözüm sürecinin öncekilerden farklı olarak tamamen yerli olduğunu ve kendi iç dinamikleri ile planlandığınısöylüyor. Eğer bugüne kadar teröre destek veren ülkeler bize rağmen hiçbir adım atamazsınız mesajı vermek istemişlerse, içerideki farklı taşeron örgütleri de harekete geçirmiş olabilirler.

Kaldı ki bu tür saldırılarda bir taşta 3-5 kuşun vurulmasının hedeflenmesi de alışıla gelmiş durumdur.

Ergenekon Davası'nda savcının mütalaasının açıkladığı günün ertesinde tüm medyada bu konu manşetlere çıkmış iken, sadece Başbakan Erdoğan'ın makamına değil, Adalet Bakanlığı'na da saldırı gerçekleştirilmiş olması basit bir tesadüf değildir...

Yargı'nın verdiği kararların açık bir hedef olduğu da ortadadır...

Hükümeti ürkütmek...

Bu çaptaki her eylem, ona bağlı daha büyük planların harekete geçirilmesinin ön adımıdır. Ergenekon Davası'nda savcıların verdiği mütalaada, Danıştay cinayeti ve Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılmasının dinsel güdülerle değil, Ergenekon terör örgütünün hedeflediği amaç suçların gerçekleşmesi için işlenen eylemler olduğu tespitinde bulunuldu. Hükümetin otoritesini sarsma ve iradesini ortadan kaldırma amaçlı olduğu ifade edildi.

Ankara'da dün akşam gerçekleştirilen saldırıları da lokal birer eylem olarak değil, verilmek istenen büyük bir mesajın kartviziti olarak düşünmelidir.

Nitekim Başbakan Erdoğan dün Danimarka'ya uçmadan önce yaptığı açıklamada, Ergenekon Davası'nda savcıların verdiği mütalaada hükümete karşı işlenen cezaların ağır bastığının görüldüğünün altını çizdi. Tam da bu aşamada bu tür eylemlerin gerçekleşmiş olması anlamlıdır.

Neden Ankara?

Yıllar evvel bir istihbaratçıdan dinlemiştim...

Mealen şunları söylemişti...

Her devlet kendi ülkesinde olan herşeyi büyük ölçüde bilir, izler... Tüm dünyada devletlerin güvenlik birimleri ile yasadışı örgütler arasında karşılıklı zımni bir algılama vardır... Yasadışı örgütler özellikle ülkelerin başkentlerinde eylemde bulunarak güvenlik birimlerini tedirgin etmek istemezler ve bunun kendi aleyhlerine olacağını bilirler. Böyle bir durumda olayların derinlemesine aydınlatılması yönünde hükümet erkinin ve devletin güvenlik birimleri üzerinde kuracağı ağır baskının kendilerine döneceğinden endişelenirler.

Ardından şunu ilave etmişti: Eğer bir ülkenin başkentinde ciddi bir eylem olmuşsa, devletin içine sızmış belli odaklardan ve onlarla ilişkili uluslararası bağlantılardan tamamen bağımsız, yönlendirmesiz ve himayesiz olamaz. O çevreler, kendi çıkarları açısından alışılagelmiş çizgiden inhiraf oluyormuş gibi bir izlenim edindikleri an harekete geçerler demişti.

Ankara'da dün akşam yaşanan saldırıları kısmen böyle okuyorum.

Diyarbakır'da Gaffar Okan'ı öldürenler nasıl ki yer yarılmış da içine girmiş gibi kaybolmuşlarsa (kaldı ki genel şüphe, saldırı sonrası devlet kurumları ve belli merkezlerden himaye gördükleri yönündedir), böylesine kritik bir zamanda Ankara'da eylem gerçekleştirenlerin de destekli olmaması imkansızdır.

Danıştay saldırganını en başından itibaren koruyup kollayan ve güvenlik  kameralarını devre dışı bırakarak eylemine kol kanat geren ve oradan büyük sonuçlara ulaşmak isteyen irade ile, dünkü eylemcilerin çalışma tarzı arasında fark olduğunu düşünmüyorum.

Ama boş gayretler bunlar...

Kimi zaman sarssa da, yıkmaz artık bu tür fırtınalar bu çınarı....

En azından umutlarımız o yönde...


Prof. Dr. Osman Özsoy - Haber 7

yazaramesaj@gmail.com

www.osmanozsoy.com.tr

www.twitter.com/ozsoyyazilar

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır!
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 - 2016 Polis Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim